Galatasaray Üniversitesi
Siyaset Bilimi Klubü
Hoş Geldiniz
Ana Menü
Yazılarımız
Thales'in Çukuru
Hangi sene tam olarak bilemiyorum ama yüzyıl olarak konuşmak gerekirse, milattan önce 5. yüzyılda yaşayan filozof Thales’in yaşam öyküsüne dair rivayeti hepimiz duymuşuzdur. Felsefenin ve bilimin öncüsü olan Thales aynı zamanda ilk astronomdur. Kendisi güneş tutulmasını önceden hesaplamak, mevsimleri bulmak, bir yılı 365 güne bölmek gibi astronomi bilimine dair pek çok faydalı iş yapmıştır. Ne yazık ki böylesine yüce bir kişilik bir gün gökyüzündeki yıldızları incelerken yerdeki çukuru fark etmez ve içine düşerek hayatını kaybeder. Şimdi bir zaman yolculuğuna çıkalım ve gelelim milattan sonra 21. yüzyıla. Acılı aileler tesadüfen okursa acıları yinelenmesin diye herhangi bir isim zikretmeden yazacağım. Zaten bu sebepten hayatını kaybeden o kadar çok insan var ki, hangi birini yazayım onu da bilmiyorum. 21. yüzyılda Türkiye’deyiz. Bir ülkede; insana değer verilmemesinden, saygı duyulmamasından, insan hayatının hiçe sayılmasından dem vuracağım size.
Bu nasıl bir yerel yönetim anlayışıdır ki; kazdığın çukuru günlerce kapatamazsın, nedense o iş hiçbir zaman bir iş günü içinde bitmez ve bitiremediğin gibi o çukurun yakınına bir işaret levhası koymaya da tenezzül etmezsin. Onlarca insanın, tedbirsizlik sonucu öldüğü bir ülkeden bahsediyorum. Hem de milattan önce 5. yüzyıl değil, milattan sonra 21. yüzyıl. Diyelim ki belediye ekiplerinin kazdığı ve uyarı işareti koymayı ihmal ettiği bir çukura düşüp hayatınızı kaybetmediniz, şanslısınız. Peki ya görme engelliyseniz ya da hayatınızı tekerlekli sandalye ile idame ettiriyorsanız. O zaman Türkiye’de sokağa yalnız çıkma hakkınız yok. Bu konuda “muhasır medeniyetlerden” öğrenmemiz gereken öyle çok şey var ki. En basitinden bir örnek; İngiltere’de karşıdan karşıya geçerken gözünüze ve ayağınıza takılan ilk şey kaldırımdaki kabartılar ve eğim. Bunlar öylesine, tesadüfen yapılmamış. Her kaldırım engellilerin de rahatlıkla yürüyebileceği bir biçimde tasarlanmış. Eğim tekerlekli sandalye ile yaşayanların, kabartılar ise görme engellilerin hayatını kolaylaştırıyor. Hal böyle olunca engelliler de yalnız başına sokağa çıkmaya cesaret edebiliyor.
Oysa Türkiye’de kaldırım mefhumu zaten yok. Olan kaldırımda da, yayaların yerini arabalar veya mağazaların kapı önü sergileri işgal ediyor. Peki ya insanlar? Ne önemi var, onlar nasılsa bakarlar başlarının çaresine! Kaldırımda bir labirentte debelenir gibi yürüdükten sonra metroya ulaştığınız zaman aynı trajedi ile yeniden karşılaşıyorsunuz. Asansörlerin çoğu zaman bozuk olduğu, yürüyen merdivenlerinin çoğu zaman yürümediği ve inşa edilirken engellilerin düşünülmediği bir metro istasyonu. Merak ediyorum; üst düzey kamu görevlilerinin görkemli törenlerle açılışı yapılan metro istasyonlarının kırmızı kurdelesini kesmeden hemen önce gözlerini kapatıp, eline bir baston alıp veya bir tekerlekli sandalyeye oturarak metronun içinde küçük bir yolculuğa çıkmak hiç akıllarına gelmiyor mu? Bir kere olsun bir yetkilinin “Bu nasıl bir tasarım? Engelli vatandaşlar hiç düşünülmemiş. Ben böyle bir açılışı yapamam” dediğine tanık oldunuz mu? Sonuç olarak şunu anlıyoruz ki; Thales’ten bu yana 26 asır geçmiş ve biz bu topraklar üzerinde bir arpa boyu ilerleyememişiz.
- Esin EĞRİBOZ
21.08.2009